Ocak 1996 Marie Claire Dergisi

 

NE VAR ... NE YOK ...

TASARIM

 

MEHVEŞ DEMİREN: "BEN BİR ATÖLYENİN ÜRÜNÜYÜM"

Üçüncü kişisel sergisini geçtiğimiz ay Opera Sanat Galerisi'nde açan seramikçi Mehveş Demiren'in Küçükyalı'daki denize nâzır atölyesinden sıcacık izlenimler...

 

Resim Altı:

Mehveş Demiren çalışma masasının başıına geçtiği zaman, tüm sıkıntılarını unutuyor.

 

Küçükyalı'da deniz doldurulmadan önce, sahildeki iki katlı evlerin tadına doyulmazdı. Bundan on beş yıl önce denize girilen bu sahil önüne yapılan yolla deniz kenarı evlerini içerilere çekti. Ama, büyüleyici ada manzarasını hiçbir kuvvet yok edemedi. Neden şimdi Küçükyalı sahili üzerine nostalji yapıyorum ki? Çünkü, sabahı öğleye bağlayan saatlerde seramikçi Mehveş Demiren ile randevulaştığımız ev, tam da bu tanıma uyan evlerden...

Eğitimi boyunca Fransız ekolünün etkisini yaşayan Mehveş Demiren, ilkokul öğretmeninin resimlerini beğenmemesi üzerine çocukluk yıllarında sanattan bir anlamda soğumuş. Akademi'de sanat eğitimi yerine Strasbourg'da sosyoloji eğitimi almaya karar vermesi de aynı dönemlere denk geliyor. Universite sonrası Londra'da bir yıl dil eğitimi alıp İstanbul'a döndükten sonra bir iki yıl özel sektörde çalışan Demiren, sonunda sanat dünyasından kopamadığını hissetmiş ve bu kez seramikle tanışmış. "1985 yılında Ayfer Karamani atölyesinde seramik çalışmaya başladım. Özellikle belirtmek istiyorum, bu isim benim için çok önemlidir.

Beni eline alıp "yoğurdu", işledi, değerlendirdi, teşvik etti. Hobi olarak başladığım seramik çalışmalarımın gerçek değerini bulmasını sağlayan Ayfer ve Sabit Karamani'nin yetiştirdiği, Akademi okumadan bu işe bulaşan biriyim, bir atölyenin ürünüyüm kısacası." diyor Demiren. Eski İstanbul evleri ve yalılar üzerine araştırmalar yapan, ardından 1989'da kızının doğumundan hemen sonra ilk sergisini açan sanatçı, geçtiğimiz ay açtığı ve kendini başka noktalara götürdüğünü düşündüğü sergiye ise, tüm eski tarz çalışmalarına bu kez ayna, sehpa ve şamdan gibi fonksiyonel parçaları da katmış. Mehveş Demiren, mimar ve dekoratörlere de biraz kırgın : "Sadece kendi adıma değil, dekoratif sanatlarla uğraşan birçok meslektaşım adına yaşıyorum bu kırgınlığı. Bir mekânı döşemek istedikleri zaman, bizleri tamamen kulvar dışı tutuyor ve yapıtlarımızı değerlendirmiyorlar. Oysa bir seramik sanatçısı hir mekânın duvarını ya da şömine üstünü büyük bir incelikle döşeyebilir. Sergilerimizin asıl amacı da bu zaten, evlere taşınabilmek."

Elleriyle hissetmesi gerekiyor çamuru. Sinirli olduğu anlar, hamuru yerden yere vurarak içindeki hava kabarcıklarını çıkarmak, onda büyük bir- rahatlama yaratıyor. Her sabah 10:00'dan akşam 18:00'e kadar deniz manzaralı bu atölyede hiç durmadan çalışıyor. Peki sadece sanat mı onu bu kadar motive eden? Hayır, bir de altı yaşındaki kızı Minâ var ki, herşeyin önünde geliyor: "Beraber çalışıyoruz onunla bazen. Minâ resim yapmayı ve hemen sonucunu görmeyi tercih ediyor! Onunla sergilere, müzelere gidiyorum, sanatla içiçe büyümesini istiyorum." diye açıklıyor bu güzel birlikteliği, ve ekliyor : "Hayatımı ikiye böldüm, kızım ve seramik. Bunlar o denli zamanımı alıyor ki, bir üçüncü işe gerçekten vakit yok!" Sanatçı bundan sonraki çalışmalarında, sehpa çalışmalarına devam etmeyi düşünüyor. Eğer yolunuz Anadolu yakasının bu şirin sahiline düşerse, kapıdaki "köpek var" yazısına aldırmadan atın kendinizi içeri. Belki, o güzel manzara karşısında bir kahve eşliğinde sanatla içiçe olmak size de iyi gelebilir. Tıpkı bize geldiği gibi...

 

Sibel Yağcı

 

 

Resim Altı:

Demiren'in son sergisinde yer alan aynalar... Sanatçı fonksiyonel objeler yaratmaya devam edecek.